26 Şubat 2017 Pazar

On Lirayı Yirmi Lira Olarak Kullanmak

Eğer birgün olurda şu blogger camiasında fenomen olur isem bilin ki sebebi bu abidik gubidik başlıklarım yüzündendir. (Yazar gülüyor)

Bu arada FilmYiyici'yi yazmadığımın farkındayım aslında yazamıyorum. Çünkü bu aralar sinemaya gitme fırsatım hiç olmuyor. Hepsini netten izlerim fırsat bulunca öyle yazarım umarım. (YAZMADI) O zamana kadar anime tavsiyeleri ile idare ediverin.

Şimdi asıl konuya gelelim. Ben öğrenciyim. Maddi durumum da diğer insanlara göre daha sorunlu. Sebebi eve giren para miktarı değil. Sonuç olarak elimdekini en verimli şekilde kullanmak zorundayım. Bir yıldır insanlar aldığım eşyaların miktarına inanamıyor. Bende size bu işte öğrendiğim birkaç tüyoyu aktarmak istiyorum.



Online Alışveriş Her Zaman Seçenekleriniz İçinde Olsun

Bu verimli bir alışveriş için çok önemli. Hiç fark ettiniz ya da denk geldiniz mi bilmiyorum ama şöyle bir durum var. Online şubeleri olan bazı markaların ürünleri indirim olmamasına rağmen ürünleri online storeda %10'luk bir indirimle satıyor.

Herkesin bir başka çekindiği nokta 'İnternetten alsam bedenime uyar mı ki?' sorunsalı. Eğer böyle bir düşünceniz var ise bilinen markaların mağazalarına yolunuz düştüğünde istediğiniz kıyafetleri denerseniz hiçbir problem ya da şüphe kalmaz aklınızda. Ki online mağazaları olan markaların %90'ı internetten aldığınız ürünü mağazada değiştirme imkanı sunuyor. Yapmanız gereken tek şey stokları aratmak.


Ayakkabı alırken uyum problemi yaşayacağınızı sanmıyorum çünkü beden kalıpları kadar değişken değildir ayakkabı kalıpları.

Sadece kıyafet için değil özellikle kalem, post it, telefon kılıfı, takı, saç aksesuarı, kitap ayracı gibi ufak tefek gözüken ihtiyaçlarınız için şiddetle Aliexpress'i öneriyorum. Buradan toptan getirttikleri ürünleri bizim canımız esnafımız (!) üstünde %300 kar koyarak satıyor bize. O an bire üç vermek mantıklı gözükebilir size 'Yaa dört liradan on liradan nolacaak' demeyin. Her ürüne aynı muameleyi gösterince bayağı bir para harcamış (israf etmiş) oluyorsunuz aslında. Aliexpress'te bir çekince de uzun sürede gelmesi. O an acil bir şekilde ihtiyacınız yoksa uzun şekilde gelmesi de bence problem yaratmamalı.

Kredi kartınız yoksa sorun etmeyin. İnininal diye banka kartı niteliği taşıyan ama -bildiğim kadarıyla- bütün online alışveriş mağazalarında geçerli olan bir kart var. (Aliexpress'te kesin geçerli) Bu kartın bayağı bir satış noktası var. İlk alımda tuzlu gelebilir kart ücreti, ilk yükletim vs gibi ıvır zıvır işlemler yüzünden. Fakat inanın aldığınıza değecek büyüklükte karlar edeceksiniz.

Beğendiniz Her Ürüne Hemen Atlamayın


Bu da fazlaca önemli. Çünkü bir çoğunuz fark etmese de yılın neredeyse yarısı indirimle geçiyor. Bunları takip etmek önemli. %50 civarında kar etmek varken neden zarar edesiniz ki. Özellikle kozmetik ürünleri için dünya kadınlar günü, sevgililer günü ve yılbaşı gibi günleri bekleyin. Aynı fiyata iki ürün alabilme fırsatınız olur. Böylece stok yaparsınız.

Migros Carrefursa gibi marketler kozmetik alışverişinizde seçenekleriniz arasında olsun. Gratis'te ya da Watsons'ta bulacağınız ürünlerin çoğu bulunuyor. Bu marketleri sosyal medyadan takip etmenizi öneririm. Orada indirimleri bir hafta öncesinden duyuru yapıyorlar.

Bim, A101 Tipi Marketleri Takip Etmeye Çalışın

Bu marketlere normal fiyatının %10 indiriminde olan bir sürü ürün geliyor. Her hafta katalog yayınlıyorlar ve bu kataloglar instagram olsun facebook olsun bir sürü sosyal mecrada fazlasıyla paylaşılıyor. Bazen benim bütçeme uygun yiyecekler, kahveler bazense hobi olarak almayı sevdiğim (Kupa meselaa) geliyor.

Onları fbi gibi takip eden teyzelerden almak için napmalıyız peki? Bunun cevabı da basit fakat yürümeyi sevmeniz gerekiyor. Bir güruh var bu marketlerin manyağı olan. Açılmadan önce gidip kapısında beklerler. Gezin, bol bol yürüyün. yürüdükçe o marketlerin kıyıda köşede kalmış şubelerini keşfedeceksiniz. Orada hep bulunur. Fakat daha ayak altında merkezi olan yerlerde ise hemen tükenir.

Alacağınız Ürünler için Fiyat Araştırması Yapmayı Unutmayın

Bazen internette bazen ise dükkanlarda daha uygundur böyle şeyler. Mutlaka araştırma yapın o yüzden. Markaların dayanıklılık sürecini araştırın. Buna göre karar verin. Uygun diye aldıktan 2 ay sonra bozulur, kırılırsa bir manası kalmaz araştırmanızın. Bu gibi zamanlarda forumlar imdadımıza yetişiyor. Orada güzel öneriler tartışmalar oluyor. Özellikle elektronik eşya alışverişinde mutlaka yorumları okuyun.




Çok kullandığınız Ürünlerde Markayı Tercih Edin

Sonuçta kısıtlı bir bütçemiz olduğundan sürekli sürekli marka takılmak zor olacaktır. Bunun yerine sürekli kullanıp eskittiğiniz eşyaları tek seferde indirimden marka alıp uzun süre kullanmaya bakın. Bu benim için sırt çantasıdır mesela. Kol çantası taşıyamam ya da çantasız çıkamam dışarı. Çantada kitap, acil durum çantam, powerbankım, kulaklığım, şemsiyem kalemliğim, ajandam ve biraz kağıt olmazsa kendimi eksik hissediyorum. (ha birde hobi olarak eldiven taşıyorum) O yüzden sürekli aktif olarak kullanırım. Pek dayanmıyor piyasadaki çantalar onu da tek seferde eastpak alarak halletmiş oldum.
Bu sizin için spor ayakkabısı, jean, sürekli su içinler için tupperware su şişeleri olabilir. Yani para harcamanız gereken yerlerde de harcamaktan kaçınmayın. (Bunları da indirimden almayı unutmayın)


Mekan/Arkadaş Değişimi


Evet bu biraz sorunlu bir madde. Şöyle ki bazı insanların maddi sorunu yoktur olsa bile lüks yerleri gezmeyi sever. Eğer her gün dışarı çıkan biriyseniz ben böyle olmayın derim. Yine kendimden örnek verecek olursam hafta bir dışarı çıkarım mesela ama o gün sinemanın indirimli olduğu gün olmaz (eğer o gün sinemaya gidiyorsam) çünkü bütün hafta beklemişim sonunda o gün gelmiş, bir de kalabalıkla uğraşmak yerine üç beş tl daha verip daha rahat izlerim filmimi. Sonra ben Burger King, Mcdonald's falan nadir giderim. Hamburgere bayılırım ama gittiğim hamburgerciler hep gurme burger servis eden yerlerdir.Ekmeğine kadar el yapımı, köftesi yeni pişmiş, soslarını da elde yapan yerler yani. O tip yerler ucuz da değil zaten.


Ama sizin her gün saçma sapan pahalılıkta yerlere götüren veya gittikleri yerler bütçenize uymayan arkadaşlarınız varsa onları değiştirin derim. 'Sadece para meselesi için arkadaş değiştirilir mi?' dediğinizi duyar gibiyim ama eğer böyle bir şey varsa o arkadaşlarınızla mutlaka başka problemleriniz de vardır. En kötü ihtimalle sizin içinde bulunduğunuz durumu anlamıyorlardır ki bu bile iletişiminizi kesmeniz için yeterli bir sorun.


Onun haricinde gittiğiniz mekanları değiştirmeye açık olun. Mesela bizim burada her çarşamba/pazar kadınlar pazarı kuruluyor. Eğer o gün çıktıysak dışarı orayı yıkarız. Neden mi? Mantıdan sarmaya cheesecakeden profetrole kadar her şey mevcut ve kafayı yedirten fiyatlarda. Oturup yeme, gezerken yeme imkanınız da var. Çayı ikram ediyorlar. İnanılmaz samimi ve ucuz (ehehehe) bir ortam. Bulunduğunuz şehirde birazcık araştırma yaparak böyle imkanlar olduğunu fark edebilirsiniz.


Tavsiyelerim bu kadar Dünyalılar. Tecrübelerim arttıkça daha da güncellerim buraları. Tabi benim online alışverişe yönelmemin sebebi biraz da asosyal olmam olabilir ama konumuz bu değil.

Kendinize iyi bakın!



25 Şubat 2017 Cumartesi

Yeni Başlayanlar Veya İzleyecek Anime Bulamayanlar İçin Tavsiyeler #2

Sukitte Ii na yo


Lise öğrencisi bir kız olan Mei Tachibana, çocukluğunda yaşadığı bir olaydan dolayı kimseye güvenmemiş ve hiç arkadaş edinmemiştir. Bu nedenle okulda da pek sevilmez. Yamato Kurosawa ise okulun en popüler erkek öğrencisidir. Fakat bütün kızların aynı olduğunu düşündüğü için kimseye fazla yüz vermez.


Yamato, okulda Mei ile karşılaşmasıyla Mei'nin farklı olduğunu düşünür ve arkadaş olmak ister. Mei ise arkadaş edinmeme konusunda ısrarcıdır.

Mei, bir akşam yabancı biri tarafından takip edildiğini fark eder, fakat yardım isteyecek kimseye ulaşamaz. Son çare olarak aradığı Yamato, beklemediği kadar hızlı şekilde gelir ve Mei'yi kurtarır. Bu olay her ikisinin hayatı için de bir dönüm noktası olacaktır.



Yamato ve Mei tamamen farklı çevrelerde takılan iki kişidir. Biri okulun popüler çocuğu, diğeri ise hiç arkadaşı olmayan insanlara karşı soğuk duran bir kız. İkisinin karşılaşması yamato'nun yakın arkadaşının yanlışlıkla Mei'ye sataşmasıyla ve Mei'nin yine yanlışlıkla Yamato'ya tekme atması ile olur. Yamato Mei ile yakınlaşmaya çalışır fakat Mei buna ısrarla karşı çıkar,kaçar. Ta ki bir yabancı tarafından takip edildiği güne kadar. (TürkAnime)

4/5 veriyorum. Klişe bir konusu olmasına rağmen konu çok güzel işlenmiş. Bana göre zaten animelerin özelliği budur. Klişeleri alıp efsaneleştirmek. Anime tam baydığı anda yeni bir karakter koymuşlar ve o karakterinde güzel bir hikayesi var. Aslında neredeyse her karakterin hikayesi güzel ve hepsine değiniliyor.

Vampire Knight

Karlı bir kış gecesi, 5 yaşındaki Yuuki bir vampirin saldırısına uğrar. O’nu safkan bir vampir olan Kaname kurtarır. Kaname küçük Yuuki’yi kurtarmakla kalmaz, O’nu özel bir yatılı okul olan Cross akademisine ve okulun müdürüne emanet eder. Müdür Cross, hakkında hiç bir şey bilmediği Yuuki’yi evlat edinir. Yuuki daha öncesinde sahip olduğu geçmişini hatırlamamaktadır.



Aradan 10 yıl geçmiştir. Yuuki artık genç bir kız olmuş ve Müdür Cross’un özel okulunda çocukluk arkadaşı Zero ile birlikte muhafızlık yapmaktadır. Zero’nun ailesi küçüklüğünde safkan bir vampir tarafından öldürülmüş ve O da Yuuki ile birlikte Müdür Cross tarafından büyütülmüştür. Ayrıca vampirlerden ölesiye nefret etmektedir.

Okul gündüzleri insan olan öğrencilere, akşamlarıysa gece sınıfındaki vampirlere hizmet etmektedir. Yuuki ve Zero’nun da görevleri gündüz öğrencilerini, gececilerden korumaktır. Lord Kaname de gece sınıfındadır ve aynı zamanda diğer vampirlere başkanlık etmektedir. Yıllar önce kurtardığı Yuuki’ye karşı ise garip bir ilgi duymaktadır. (TürkAnime)


1/5 puan. Şimdi bu bayağı kötü gözüküyor sebebi ensest ilişki içermesi. Animelerin bazılarında böyle şeyler oluyor. Vampir severler için güzel bir anime ve garip bir şekilde benim ilk izlediğim animelerden. Allah'tan animelerden soğumamışım. (yazar gülüyor) Onun haricinde biraz vahşi, şiddet içerikli olduğu söylenebilir. Ama fena değil yani. Çok daha sıkıcı, saçma konulu olan animeler var. Yani sonuç olarak tavsiye ediyorum.

21 Şubat 2017 Salı

Yeni Başlayanlar Veya İzleyecek Anime Bulamayanlar İçin Tavsiyeler #1

S.A minna san! (Ha gayret japoncayı sökeceğim.)

Aslında gerçekten güzel ve anlamlı bir mim yapacaktım fakat deep tone 'Dünya kadar anime izledin tatil boyu. Az öner de biz de faydalanalalım.' diyince (tabiki direk böyle demedi onun kadar dünya tatlısı kibar biri böyle bir cümle kurmaz. Seviyoruz senii deep) bir yazı dizisi yazmaya karar verdim. Artık çok uzun yazılar yazmayacağım çünkü genelde başarılı olan blogların yazıları kısa, öz etkileyici. Öbür türlü hem okunmadığı hissine kapılıyorum hem de zor oluyor Dünyalılarım için.

Aslında benim tek sorunum şu animelerin konusunu düzgün ve akıcı şekilde anlatamıyor olmam. Başka sitelerden alınanlar da beni tatmin etmiyor ki sizi etsin yani. Ama elimden geldiği kadarıyla yapacağım.

Bu arada dünyalar tatlısı ve her gönderisi, postuyla beni gülmekten yerlere yuvarlatan, Bir Masal Gibi blogunun sahibi Emine ablamdan; harika sesiyle, tonlamalarıyla şiir okumaya bayılan Berika'nın Günlüğü blogunun sahibi Berika'ma sonsuz özürlerimi sunuyorum. İkisi de beni uzun bir süre önce mimlemişti fakat hala yazma fırsatı bulamadım. En kısa sürede yazacağım. (Söz bak.)

Önceki anime tavsiyelerim için tık. Bir Anime'nin Opening'i (giriş müziği) Güzelse Anime Güzeldir Nokta.

Kaicho wa Maid Sama


Seiga lisesi, tamamen erkek lisesiyken birkaç yıl önce karma bir lise haline gelmiştir. Erkeklerin çoğunlukta olması ve eski alışkanlıkları, yeni gelen kızları zor durumda bırakmaktadır. Okulun kız öğrencilerinden Misaki Ayuzawa bu durumu değiştirmek ister. Zamanla okulda sert, erkek düşmanı yapısıyla tanınan Misaki hocalarının güvenini kazanarak öğrenci konseyi başkanı seçilir. Fakat ailesinin maddi durumu kötü olan Misaki okul sonrası bir cafede part-time çalışmak zorundadır. Okuldaki şöhretini korumak için bu durumu gizlemek isterken okulun popüler öğrencilerinden Takumi Usui'nin Misaki'yi görmesiyle okuldaki şöhreti tehlikeye düşer. (Türkanime)



Ayuzawa'nın babası onları terketmiştir. Bu yüzden Ayuzawa bütün erkeklere karşı düşmanlık beslemektedir. Fakat Usui'nin samimi aynı zamanda komik tavırlarına kayıtsız kalmayı başaramaz.


Puanım 4/5 gençler.Aslında tam puanlık bir anime (3 kez izlediğim tek romantik anime) fakat o bir puanı ikinci sezonunun gelmemesinden dolayı kırdım. Evet acı gerçek. Mangaları internette mevcut devamını oradan okuyabilirsiniz. (Bende bu hafta okuyacağım umarım)

Öyle yerler var ki sizi gülmekten yerlere yatırıyor. Kafa dağıtmak için de öneririm.

(GİDİP ANİMEYE YENİDEN BAŞLADI)



Tonari no Kaibutsukun



Shizuku Mizutani, pek arkadaşı ve sosyal hayatı olmayan, sadece derslerini ve kariyerini düşünen, duygusuz yapıya sahip lise öğrencisi bir kızdır. Öğretmeninin isteğiyle bir gün kavga ettiği için kısa süreli uzaklaştırma cezası alan Yoshida Haru'ya ders notlarını götürür.

Herkes tarafından korkunç biri olarak tanınan Yoshida, aslında arkadaş canlısı, çok zeki, fakat duygularını iyi ifade edemeyen biridir. Yoshida'nın çevresinde arkadaş gibi gözüken menfaatçi insanların olması, duygusuz biri olmasına rağmen Shizuku'yu rahatsız eder.

Yoshida'nın da bu durumu fark etmesiyle artık çevresinde arkadaş olarak sadece Shizuku kalır. İkilinin bundan sonra arkadaşlıkları yavaş yavaş ilerleyecektir. (Türkanime)



Hayatı boyunca sevgiyi, aşkı hissetmeyen Mizutani başta Haru'dan -tıpkı herkes gibi- fazlaca korkmaktadır. Zaman geçtikçe duyguları değişir. Okul birinciliğini elinden alan kişinin Haru olması gururu ve aşkı arasında kalmasına neden olacaktır. Fakat bunu aşması sandığından daha kolay olacaktır.




Puanım 5/5 sana kanka. Maid sama bu animeden daha güzel fakat bu tamamlanmış olduğu için daha yüksek puan aldı.

DİPNOT:İkisinin de türü romantik bu arada.

16 Şubat 2017 Perşembe

El Alem 'Ne?' Mi Der

Türk milletinin aile yapısı diğer milletlere göre daha birbirine bağlı ve dallı, budaklıdır. İngilizce bilenler daha iyi bilir bizim sözlüğümüzdeki hala,teyze,yengenin karşılığı tek kelimedir. Amca,dayı,enişte kelimeleri için de öyle. Bu İngiliz ve Amerikan aile yapısının daha kopuk ve gevşek olduğu için böyle sanırsam. 'Diller konuşanlara göre şekillenir.' Çok uzun zaman önce bir Türkçe Hocam söylemişti bunu, hangisi hatırlamıyorum. (Kızmayın bana oradan 6 okul değiştirince böyle oluyor işteee)

Diğer milletlerin aksine bizim millet sadece aile kavramıyla yetinmeyip komşularını da ailesine dahil etmeye başlamış. Bayramlarımızı düşünsenize. Ramazan'da komşularla, akrabalarla yapılan kalabalık iftarlar; Kurban'da bir kurban kesilirken daima başkalarının da yardıma koşması. Kısacası bizim milletimiz kendi insanıyla daima bir iletişim içinde olmuştur. 

İşte insanların sizin hakkında konuşması da tam buradan geliyor. Diğer milletlerinin insanları -gözlemlerime göre- 'Benim hayatımı ilgilendirmiyorsa banane.' gibi bir anlayış içindeler. Ama yook bizim  millet hiç öyle olur mu?La altın günlerinin asıl sebebi zaten dedikodu! İkincisi de Türk mutfağının etinden sütünden faydalanmak için bir bahane.

Ek bilgi: Altın günleri neden yapılır?

1)Dedikodu paylaşım-aktarımı için daha rahat ve nezih bir ortam sağlamak. (Kapının önü kesmiyor bazen)
2)Güzel yemekler yapıp diyet bozmak. Ek olarak dedikodu yapmaktan acıkmış bünyeleri doyurmak.
3) Komşuları çeşitli konularda çatlatma isteğini tatmin edebilmek için ortam oluşturmak.


Durum böyle olunca halalar, teyzeler, yengeler, dayılar, kuzenler senin, onun, bunun hayatına karışmak için kendilerinde hak görüyorlar.
Dünyada tek değiliz. Sen varsın. Senden on yıl fazla yaşamış biri var. Senden sekiz yıl sonra dünyaya gelen biri var. Bizim milletin bir diğer özelliği de sürekli tavsiye vermeye bayılmak olduğundan hayattaki bilimum tecrübelerini sana aktarmak ve aynı hataları senin yapmamanı isterler. 

Bu sene öğrendiğim şeylerden biri de bu anlayışın yanlış olduğu. Başımdan şöyle bir olay geçti. Benim bir arkadaşım var, bu bahsi geçen kişinin sevgilisi pek tekin bir insan değildi. (Bakın geçmiş zaman kullandım.) Ben en az bir altı ay dil döktüm, canının yanacağını biliyordum. Israrla reddetti, reddetmediği zamanlarda geçiştirdi. Sonra aynen dediğim çıkınca 'Voaaav sen geleceği mi gördün?' oldu. 

Olayın odaklanmanızı istediğim kısmı benim neyin olup neyin olmayacağını bilmem değil. Bu şahsi geçen insan yediği kazıktan önce sürekli bana kızardı Sebebi ise pesimistik olmamdı. (Ben pesimistik değilim, realistim. Çıldırtıyorlar beni) Fakat yaşadığı olaydan sonra bana hak vermeye, insanların onun sandığı kadar iyi olmadığını söylemeye başladı.


Sonuç; insan acısız olgunlaşamaz. Bizi dinlese bile bu, o kişinin olgunlaşmasını engelleyecektir ki genelde dinlemiyorlar zaten. 

Konuya geleyim. İnsanlar sana tecrübelerini aktarmak isterken sürekli başının etini yemeye ve senin hakkında konuşmaya başlar. Bizim milletin en sevdiği laflardan biri de 'Ben demiştim.'dir. 

Hal böyle olunca akraba toplantıları, aile yemekleri ve altın günleri gibi insan topluğu bulunan bilimum yerde dedikodu yapma fırsatı doğar bizim millete. Ve bildiğiniz gibi böyle yerlerin miktarı bayağı fazladır. 

Ondan dolayı bizde onlar konuşmasın diye bazen dediklerini yaparız veya oluşturdukları baskıya boyun eğeriz. Bunun en büyük örneği ise evlilik sürecidir. Arkadaş ne saçma sapan gırla şey varsa koymuşlar araya. Nişanı,kınası,istemesi... Bir de üstüne batı hayranlığı eklenince bekarlığa veda partisi, bilmem ne. 

Damat tarafına acırım ben bu düğünlerde. Bahane olarak 'Bir kere evleniliyor.' diye saçma bir şey öne sürülerek bir ev parası kadar saçma sapan şeylere masraf ediliyor. Herkesin yapmasının sebebi ne? 
Sorulduğunda alınan cevap şu: 'Yapmazsak el alem ne der?' O el alem senin düğün paranı ödüyor mu? Daha sonra yıllarca borçlar altında sırtını bir türlü doğrultamıyorsun. Evliliğin kendisi bile bazen baskı sebebi olabiliyor. 25 yaşın üstündeki bekarlar size soruyorum. Ne zaman bir akrabanıza, eşe, dosta gittiğinizde 'Eh yaşında geldi evlilik var mı?' lafını duymadığınız oldu?

Ya belki ben bekar öleceğim. Sanane arkadaş.


Sözüm buradan itibaren gençlere. Aileniz veya çevreniz size herhangi bir konuda ne kadar baskı yaparsa yapsın boyun eğmeyin. Ne kadar berbat bir tavsiye aslında değil mi? Size isyankarlığı öğütlüyorum resmen. Hayır ama öyle değil. 

Doktor olmak istemediğiniz halde tıp mı yazdırdılar? Askıya alın okulu tekrar girin sınava. Kazanın, okuyun. Bu hayat sizin. Size istemediğiniz bir şey yaptırmalarına izin vermeyin. Hata mı yapmak istiyorsunuz? Yapın! Başka türlü nasıl öğreneceksiniz? Sonsuza kadar etrafınızdaki insanların siz, yönlendirmesiyle mi yaşayacaksınız?

Bir buçuk yıl önce bir karar almak istedim. Etrafımdaki herkes -abartmıyorum- buna karşı çıktı. Öğretmenim, arkadaşlarım, annem. Ortada tehlike vardı. Hayatımda görmediğim kadar berbat bir yola saptırabilme ihtimalim vardı. Başta boyun eğdim hepimizin yaptığı gibi. Sonra kafamı kaldırdım. Bu hayat benimdi, hata yapma özgürlüğüm vardı. Hem minicikte olsa bir umut için bir şeyleri tehlikeye atmak çok yanlış olamazdı, değil mi? Herkesin düşüncesini silmeye çalıştım kafamda. Kimseye söylemeden aldım kararımı ve yolu seçtim. 

Ne mi oldu? İşte sonra ruheşimi buldum.


Eğer onları dinleseydim hayatımdaki en güzel şeyi kaçıracaktım belkide. Mutlu sona ulaşır mıyız bilinmez fakat şu ana kadar yaşadığım her an bana defalarca o kararı almamın hayatımda yaptığım en doğru şey olduğunu hatırlattı. 

Onları da dinleyin. Ama sözlerini bire bir almayın. Bir süzgeciniz olsun. Düşünceler geçsin oradan zihninize girmeden önce.Tecrübelerin yalın haline bakın. Yararlanın onlardan.

Daima mantık çerçevesinde durun ama. Asıl önemli olan bu zarar görmemek için. Gördüğünüz zaman bir başkasını suçlamayın. Kabullenin onu. 'Ben yaptım, benim hatam oldu.' demeye çalışın. Nerede yanlış yaptığınızı bulun. İnsan böyle şekillenir, böyle kendini bulur.

Düğün mü yapmak istemiyorsunuz? Yapmayın. Evlenmek istediğiniz insanı kimse onaylamıyor mu? Evlenin. Okumak istediğiniz bölüm beş para etmez mi deniliyor? Okuyun. Annem, babam darılır diye düşünenleriniz vardır belki de. Hiçbir anne baba evladına sonsuza kadar küs kalamaz. Gönlünü alırsınız elbet.

Hayallerinizi yaşayın. Onların peşini bırakmayın. Çünkü bu dünyayı sizin, bizim hayallerimiz kurtaracak.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Biraz Daha Yazmamaya Devam Edersem Linç Edileceğim Galiba

Mimleri çok sevmiyorum aslında. Bunun nedeni hem kişisel hayatım hakkında çok bilgi içermesi hem de benim cevapladıklarım genelde depresif ve iç karartıcı oluyor. Bir süredir yokum. Sadece burada değil, her yerde. Yaşadığıma dair o kadar az belirti veriyorum ki.

Neyse bunları boşverelim. Bu mim ile toparlanmaya çalışayım. Bir kristal kadar kırılgan fakat elmas kadar güçlü olduğunu düşündüğüm Bir Küçük Elif Melesi mimlemiş beni.

Dipnot: Elif'in aklına her ismimi duyuşunda Kleopatra gelirmiş. KLEOPATRA KLEOPATRA! Aslında ten rengim biraz daha beyaz olsa benzeyebilirmişim de. (Evet burada ego konuşuyor eheheh)


1)Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?
🎈Bunun cevabı kırtasiye ürünleri sanırım. Bu çoğu kişide var aslında ama bir sürü kalemim olup rengarenk yazmaya bayılıyorum. Ama defter almayı çok sevmiyorum. Çünkü alınca ya yazmaya kıyamıyorum yazdığım zaman ise yazdığımı beğenmeyip yırtıyorum. Böyle saçma bir şey işte.


2)Büyük,kocaman bir acı hissettiniz mi?
🎈 Buna cevabı 'Hayır.' olan azdır herhalde. Ben hayır diyeceğim. Çünkü o kadar aman aman bir acı yaşadığımı düşünmüyorum. (Kişisel hayatımı bilenlerin göz devirip 'Ciddi misin sen?' dediğini görebiliyorum. Yazar gülüyor) Evet herkes gibi bende acı çektim fakat ben kendi acılarımı  daha çok zorluk olarak yorumluyorum. Çok yakınımdaki biri babasını birkaç yıl önce kaybetti. Bence büyük, kocaman acı dedikleri şey o.

3)Altın günlerine dair kötü bir anın var mı?
💀Altın günlerinden ziyada 'Çay'lar vardı. (Kendini ifşalama geliyor) Ben asker kızıyım. Annemlerin Çayları olurdu. Her ilçenin bölük komutanlarının eşleri ildeki orduevine giderdi. Bu altın günlerinin daha resmi ve geniş çaplı olanı gibi bir şey. Evet bunlarla ilgili çok kötü anım var. Bizim oraya girişimiz yasaktı. Annem bizi götürse bile bahçede oyalanmak zorunda kalırdık. Ve katılım zorunluydu. Bazen götüremezdi bile. Sekiz dokuz yaşındayken benden 4 yaş küçük kardeşimle evde tek başımıza kalmak zorunda kalırdık. O zamanlar farkında değildim fakat cidden zor bir durum dokuz yaşındaki çocuk için.

4)Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?
🎈 Süper dahi olmak sanırım bunun cevabı. Düşünce okumak isterdim eskiden fakat bu tehlikeli bir şey. Düşünce okuyabilseydim kesinlikle yalnız kalırdım. Sonuçta en yakınındakinin senin hakkındaki düşüncesini bile kesin olarak bilemezsin.

Süper dahi olup Tony Stark'ın kadın versiyonu olurdum heralde.


5)'Etraf ne der?' diye düşünmeden hareket edebilir misin?
💫Bunun cevabı bir buçuk yıla kadar ben farkında olmasam bile 'Hayır.'dı. Fakat ben insanların bana dediği şeyleri tavsiye veya tecrübe olarak algılıyordum. Tabi zaman geçtikçe bana denilen şeyler emir kipinde olmaya başladı. İşte o zaman bir şeylerin yanlış olduğunu anladım.
Yapmayın. Toplum baskısına boyun eğmeyin. İnsanların tavsiyelerini dinleyin ama bir süzgeciniz olsun. Söylenen her şeyin doğruluğunu sorgulayın. Ardından kararınızı verin.
Eğer insanların dedikleriyle yaşarsanız kendi hayatınız olmaz. Ve farkında olmadan hayatınızın fırsatını kaçırabilirsiniz.
Şu an için evet bu sorunun cevabı. Bir buçuk yıldır kendi doğrularım yol gösteriyor bana.

6)Hangi mevsimi seversin?
⛇Kışı severim. Soğuğu değil kışı. Dışarıda rüzgarlar eserken üç kat battaniyenin altında film izlemek için. Bir de kayak için tabi.


7)Blog yazmak sana ne kattı?
👭Tek kelime. Arkadaş.

8)En sevdiğin dizi,film,animasyon ve kitap hangileridir?
Bunların üçüne de cevap veremem. En sevdiğimi seçemiyorum bir türlü.


9)Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?
Daha değil. Heralde üç dört yıl daha var yaşamama.

10)Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?
❤Hayır. En büyük hayallerimden biri de bu. Kabus görüp uyandığım zaman beni sakinleştirecek kolları yanımda bulmak.

Çok motive eden bu mimi herkesin yapmasını temenni ediyorum.
Kendinize iyi bakın dünyalılar!

24 Ocak 2017 Salı

Pilm Yiği Kinsir Yipiyir

Sonunda kendimi tutamayıp sosyal medyada birkaç kişiye ağzının payını fena halde verdiğim için şu meşhur olan palm yağı hakkında bir şeyler karalamak istiyorum.

Sosyal medyada epey bunun muhabbeti döndü. Nereden patladı hiçbir fikrim yok ama ben bu palm yağı muhabbetini en az 3 yıldır biliyordum -bir yerde denk geldiğim ingilizce makale sayesinde- ama kızdığım nokta bunu fabrikaların kullanması değil.

Kızdığım nokta benim Ayşe teyzemin, Pelinsu ablamın, Mehmet dayımın vs vs yıllarca aldıkları ürünlerin 'İçindekiler' kısmına bir kere olsun bakmayıp, bu olay sosyal medyada patladığında 'Yok efendim onda palm yağı var, kanser yapıyormuş,bilmem neymiş, katkı maddesiymiş.' diye ortalığı ayağa kaldırmaya çalışıp kendilerini 'Duyarlı vatandaş' konumuna sokmak istemeleri.

Bak Ayşe teyze senin o organik diye gidip pazardan aldığın domatesten tut lahanaya kadar hepsine  -hiçbir şey yapmasalar bile- en azından gübre atıyorlar. Ve teyzecim o gübre yapay. Senin o 'Organik' diye yediğin besinde bile yapay şeyler var.

Öğrenci evine kavanoz kavanoz nutella alan sayın Pelinsu ablacım. Sen o nutellayı değil başka bir markanın çikolatasını yesen gene palm yağı var içinde. Döndür şu ürünü bir bak arkasındaki içindekiler bölümünü. Bir oku.

Sonra bir grup var bu ürünleri almayıp -kendi kafalarınca- bunu protesto ettiklerini sanan kişiler. Yahu komiksiniz. Yapmayın. Hadi yap, bari gizli yap. Herkese söyleyip orada burada yayınlayınca komik oluyorsunuz. Lafım yemeyenlere değil. Bakın ayrı şey. Adam diyor ki 'Ben içinde palm yayğı olan ürünleri almıyorum. Palm yağı kullanılmasın.' Hitabımdaki kişiler bunlar.

Bir düşünün. Fabrikada bir ürün üretiliyor, paketleme işlemi, kontrollerden geçiyor vs ardından nakliyeye veriliyor, dağıtım yapılıyor, gittiği dükkanda indirildiği andan itibaren minimum bir ay depoda bekletiliyor çünkü raflardaki ürünler bi bitsin. Daha sonra rafa konuluyor ve sen onu taa ne zaman alıyorsun.

Bu üründe katkı maddesi,koruyucu maddesi olmasa bu kadar uzun bozulmadan kalabilir mi? Ben söyleyeyim kalamaz. Yahu dalındaki bir meyve sebze bile zamanında toplanmazsa dalında çürüyor. Bak dalında diyorum. Işığı var toprağı var suyu var ama çürüyor. Sonra sen kalkıp diyorsun 'Yediğimiz yiyeceklere katkı maddesi bilmem ne koymasınlar.' Tamam koymasınlar ama sen aldığın ürün bozulduğundan dolayı iki gün sonra kendini hastanede bulursan o da senin sorunun olur.

Organik yaşamak üstünde 'Organik' yazısı yazan ürünleri normalinin 2 katı fiyatına alıp onları tüketmekle olmuyor. Gerçekten organik yaşamak mı istiyorsun? Alacaksın bir bahçeli ev (ki aldığım tohumların da %90 oranında genetiğiyle oynanmış olacak) evin tuvalet tesisatını bahçeye bağlayacaksın, ahır yapıp kümes yapıp hayvanları koyacaksın. Organik yaşa git. ha belki kanser olmazsın fakat bu devrin insanının çiftlik hayatına alışık olmamasından dolayı garip bir şeyden enfeksiyon kapıp ölürsen benden değil.

Evet kötü bir şey. Bunu inkar etmiyorum. Doğayı kirletiyoruz, ozon tabakasını deliyoruz (ki bunun uydurma olduğuna dair de söylentiler var), doğanın genetiği ile oynuyoruz... Bunlar kötü şeyler. Fakat biz bu devirde doğduk. Anneannelerimiz, ninelerimiz gibi doğal ortamda yetişme şansımız yok. Beton ormanlarda doğduk, beton ormanlarda öleceğiz. Vücudumuza yapay yiyecekler de girecek, egzoz gazı da soluyacağız.

Biz buyuz buna alıştık. Ve kaçış yok.

Ha bu arada Palm yağı kanser yapıyormuşgiller, yediğiniz her şey kansere sebep olabilir. Elinizi telefondan çekmezseniz,televizyonu beş dakika kapatmazsanız, egzoz esanslı havada 20 dakika yürüyüş yapmazsanız.

Aklınız da bulunsun!

19 Ocak 2017 Perşembe

Alfabe mi Değişti?

Şu aralar bana bir haller oldu.

Aslında birçok haller oldu da kişisel hayatım ile blog yazılarımı çok karıştırmamaya çalışıyorum. En azından elimden geldiğince.

YAZAMIYORUM.


Aslında tam olarak yazamamak değil. Hala içerik, konu var aklımda. Tonlarca hemde. Fakat tekrar okuduğum zaman o eski akıcılığımı bulamıyorum yazılarımda.

Hata eskilerini bile beğenmez oldum.
Bir romanım var benim. Tekrar yazdığım. (Daha hala üçüncü bölümde olduğum)  Son yazdığım nüshayı o kadar beğenirdim ki, değiştirmeye kıyamazdım.
Dün açıp okuyasım geldi.


Okudum.
Tekrar okudum.
'Bu ne ya?' dedim kendi kendime.'
Bunu mu bu kadar büyüttün gözünde?'


Instagram'da paylaştığım fotoğrafların altına yazdığım yazılar, buradaki yazılar... Hep kopuk kopuk geliyor.
Bir yerde bir eksik var sanki. Ama bulamıyorum. Canım sıkılıyor (Sanki canımı sıkacak yeterince konu yokmuş gibi)
Uzun süredir kitap okumuyordum. Fırsatım ve kitabım yoktu elimde. Okumaya başladım acaba ondan mı? Ama kitap böyle bir etki yaratmaz ki.

Yoksa haberim olmadan Alfabe mi değişti?

Düşüncelerin aklında kalmasın sadece;

Ad

E-posta *

Mesaj *