Merhaba dünyalılar beni instagram'da takip edenler bilir (@elena.studies) okul dönemi başladığından beri öğle yemeklerimi evden hazırlayıp götürüyorum okula. Bir aydan fazla süre geçti. Sanırım bunun hakkında bir şeyler karalama vakti geldi.



İlk önce biraz gevezelik yapayım. Geçen yaz makarna salatası yaptım ve koca bir borcam dolusu salatanın bana maliyetinin 15 lira bile olmadığını fark edince kafamda şimşekler çaktı açıkçası.

Şimdi şöyle ki çok yemek seçerim. Ailem beni -asla- şımarık büyütmedi, her şeyi yedirdiler ve o zamanlar yemek zorunda olduğum için hoşuma gitmese bile tatları yedim. Tabi büyüdüğüm zaman o zorunluluk kalktığından dolayı özellikle sebzeden elimi eteğimi hepten çektim.

Millet büyüdükçe sağlıklı olmaya çalışır, spora falan başlar benim yaptığıma bakın ya.


Bu yemek seçme muhabbetim yüzünden yemekhanede de yiyebileceğim çok az yemek çıkıyor. Hal böyle olunca bende üniversite etrafındaki kafelere yöneldim. Zaten şöyle bir durum var okulumuzun tüm gün olduğu en fazla üç gün var haftada diğer iki gün ya sabahtan ya öğleden sonra tek ders. O iki gün de ben dışarıda yemek yeme ihtiyacı duymuyorum açıkçası.

Okul etrafındaki kafelerdeki yemek fiyatları 10-18 lira civarı. Bende her ay bir 200 lira sadece okul yemekleri için kenara para ayırmak durumunda kalıyordum.


Bu kadar paranın yemeğe gitmesi açıkçası üzücü bir durum hele ki bir de yemek konusunda becerikli biri iseniz. Böylece bu işe bir el atmaya karar verdim.



Yemek Kutusu


İhtiyacınız olan ilk şey (tercihen koku geçirmez ama yoksa da diğerlerinden de olur) bir beslenme kutusu.
                                                      Benim kullandığım yemek kutusu

Bunda dikkat etmeniz gereken özellik çantanıza rahat girmesi ve sızdırmaz olması bence. Çorba götüreceğimizden değil de ne olur ne olmaz işte.

Çatal konusunda da bir çatal bir kaşık alıp buzdolabı poşetine koyarsanız inanın bir şey olmuyor.

İçine koyacaklarımıza gelmeden önce bir tane de avucunuz kadar olan saklama kaplarından alırsanız çok iyi olur. Onun içine ceviz, fındık, kuru kayısı, çeşitli kuru yemişler koyarak teneffüslerde tüketebilirsiniz. İnanın efsane tok tutuyor.

İçecek Meselesi

Bir de içecek meselesi var. Ben bunu toptancıdan bir koli meyve suyu alarak çözüyorum. 27 tanesi 20 liraya bile denk gelmiyor dışarıdaki fiyatlara kıyasla yine uyguna geliyor.
Kış meyveleri tezgahlarda yerini alır almaz annemi evde bana doğal meyve suyu yapması konusunda da ikna ettim. Evde katı meyve sıkacağı var sonuçta havuç,elma ve nardan oluşan bir atom yapıp götürsem harika olmaz mı sizce de? Fen lisesindeyken kantincimiz kışın taze meyve suyu sıkıp satardı. Bu fikir de aklıma oradan geldi.

Yemeklere geçmeden önce son olarak bir de termos meselesine değinmek istiyorum. Gerçekten lise üniversite fark etmez okulda o abuk sabuk üçü bir aradalara harcadığımız paranın haddi hesabı yok. Ben çok tercih etmiyorum ama arkadaşlarımla ne zaman bir kafeye gitsek istemediğim halde bana da alıyorlardı. Termos kupalar konusunu epey araştırdım hatta geçen sene de bakmıştım fakat istediğim gibi bulamamıştım. Ama bu sene Korkmaz yeni bir seri çıkardı onu görür görmez aldım. Size tavsiyem bir termos kupa edinmeniz ardından çekilmiş ya da çözünebilir kahve tüketmeniz.

Şimdi asıl mesele 'Okula ne götüreceğiz?' sanırım.


Sandviç çeşitleri


Ben evde anneme zeytin ezmesi yaptırıyorum, salam, krem peynir, sürebilir çikolata, fındık ezmesi alıyorum. Daha sonra salatalıklı-zeytin ezmeli, krem peynirli- salamlı, üçgen sandviçler yapıp plastik jelatine sarıyorum. Ama ben tost ekmeği kullanıyorum siz daha sağlıklı olmasını isterseniz tam tahıllı tost ekmeği kullanabilirsiniz. İç malzemesini sürmeden önce biraz tereyağı ile tavada, tost makinesinde ya da ekmek kızarma makinesinde kızartmanız tadını çok daha farklı yapıyor.

Aklımda sandviç ekmeği arasına ton balıklı, yumurtalı ya da tavuklu sandviç yapma fikirleri var da daha deneme fırsatı bulamadım.

Salatalar

Şimdi aklınıza yeşillikli salatalar da gelebilir hatta yapabilirsiniz. Haşlanmış tavuklu, ton balıklı salatalar fakat ben sevmiyorum. Bu yüzden makarna salatası ya da havuç salatası yapıyorum. Ha bir de semizotu salatası var benden beklenmeyecek kadar sağlıklı bir şey ama nedense tadına ayılıp bayılıp yiyorum.


Şimdi bana diyeceksiniz onlara dünya kadar mayonez koyuluyor ama. Evet konuluyor ama benim derdim uygun fiyata karnımı doyurmak, sağlıklı beslenmek çok değil açıkçası. Yine de siz bunları daha sağlıklı tariflere uyarlayabilirsiniz.

Hamur İşleri

Kuru kek türleri (tarçınlı,cevizli,kakaolu,vanilyalı,limonlu), kurabiyeler, poğaça türleri, sigara böreği, muzlu ekmek, elmalı kurabiye bunlar şu an aklıma gelenler.



 Direk ben ana yemek yerine koyuyorum bazen evde az kaldıysa tatlı niyetine bir tane kenara koyup makarna da yapabiliyorum. Sigara böreği  epey sarıp buzluğa attım mesela acil durumlar için orada bekliyor. Bir de üşenmesem sabah krep yapıp ya da pankek arasında çikolata sürüp koyacağım da...


Diğerleri


Makarna. Evet evden sabah makarna haşlayıp üstüne domates sosu, yoğurtlu sos ya da pesto sosu döküp götürebilirsiniz. Tek dikkat etmeniz gereken nokta sarımsak kullanmamak. Bir de köfte, hamburger yapıp götürmeyi düşünüyorum uzun süredir ama bir türlü hayata geçiremedim.


İşte bu kadar dünyalılar. Sorularınız varsa instagram'dan ya da iletişim formundan bana ulaşabilirsiniz. Yorum bırakırsanız mutlu olurum. Kendinize dikkat edin.
Sonbaharı sevmiyorum.

Sevmeyeceğim arkadaşım zorla mı?

Herkes tutturmuş bir sonbahar aşkı. Bırak sonbahar onların olsun; biz kışı, karı, güneşin olmayışını sevelim.


Neyse bugünlük atarımı da yaptığıma göre devam edebiliriz.

Nasılsınız dünyalılar? Bana soracak olursanız çok 'yoğunum'. Gerçi saat dokuza kadar hafta sonu yatakta dönüp İnstagram'da gezinmenin nesi yoğunluk oluyorsa. Bende anlamadım.

Ama hafta sonu neredeyse her gün (dersim dokuzda onda olsa bile ya da uykusuzluktan ölsem bile) düzenli olarak saat altıda kalktım. Okula gittiğimde 'Yuhuuum vaaağğğr.' diye arkadaşlarımın başını şişirmemiş gibi davranıyorum. -ehehe-

Böyle işte. Kulüp işleri, alttan aldığım derslere tek başıma çalışmam, dönem derslerine kafa patlatmam, ömrümü yiyen bir grup küçük erkek kardeş (Sınıf arkadaşlarım olur kendileri cdjdj) ve ek olarak beni kızdırmaktan keyif alan bir erkek arkadaş.

Bu psikopatların arasında hayatta kalmaya çalışıyorum işte. (YALANDI. HEPSİNİ DOĞDUĞUNA PİŞMAN EDİYORDU)

Aslında çok daha fazla sevdiğim şey vardı ama bu kadarla sınırladım. Diğerlerini yazacağım öbür yazılara kitledim.

Ve bayanlar baylar huzurlarınızda Eylül Favorilerim!


Japon Kroketi



O yanındaki tartar sos yalnız. Evet biraz daha koyu olması gerekiyordu, biliyorum.
 
Yemek yapmak farklı bir şey bunu hobiye çevirmek farklı bir şey. Bana akşam annenin evde yaptığı yemekleri öğrenip, gelip demesinler 'Hobi olarak yemek yapıyorum.' Hobi olarak  yapmak yeni şeyler denemek, uyarlamalar yapmak ve bundan keyif almaktır. Bana göre en azından. 

İşte bu benim uydurduğum (?) bir uyarlama oldu. Zaten bu japon kroketlerini çok görüyordum animelerde. Yakında tarifini paylaşacağım inşallah. 

Bardak Altlıklarım


Ah aliexpress sen nelere kadirsin!

Beni buralarda uzun zamandır okuyanlar bilir, bir takıntım var. Şöyle ki herkeste olan, herkesin kullandığı şeyleri beğensem dahi satın almıyorum. İllaki farklı olacak. Popüler olan hiçbir yere gitmiyorum. (Bknz:Sıtarbaks mevzum)  Bende böyle bir deliyim işte.

Bir süredir bardak altlığı arıyordum. Bunları da bulunca hiç acımadım, gerçi biraz tuzlulardı ama olsun.

Hayır link bırakmayacağım. NO.


Faber-Castell Grip Keçeli Kalem Seti



İki jel kalem seti, üç tan de fine uçlu kalem setim olunca kalın uçlu kalemlere hasret kaldım. Epeydir bunun hayalini kuruyordum. Sonunda tam paramın olduğu sırada indirime de girdi, demeyin keyfime.



Tırnağım kırıldı ya. Görüntü kirliliği için üzgünüm.

Knock Knock Post-it Seti


Knock Knock markasının ürünlerine bayılıyorum. Fakat gelin görün ki Allah'ın cezası dolar kurları yüzünden bir öğrenci için aşırı pahalı.


Ama o kadar eğlenceli ürünleri var ki! Bunu da bayram indiriminden almıştım. Verdiğim para cidden gözüme batmıyor çünkü çok uzun süredir istiyordum.

Büyümek Diye Bir Şey Yok!




Neredeyse iki yıldır Sarah Andersen'in karikatürleri internette dönüyordu ama kitabı bir türlü çevrilmiyordu. Ve artık benim tam gözüm karamış 'Yetti be getirteceğim amazondan!' dediğim anda Pegasus Yayınları haberi patlatmıştı!


Karikatür kitaplarının kimine göre kötü yanı pahalı olmaları ve hemen okunup bitmesi. Ama ilk okumadan sonra ara ara açıp baktığınızda sizi güldürebilen kitaplardır bunlar. Ki herhangi bir sayfasını açıp yine ilk günkü keyifle okuyabileceğiniz kitap türü azdır bence.


İşte bu kadar sevgili dünyalılar. Demiştim çok favorim var bu ay ama bir kısmını 'Çalışma Düzenim' yazısına aktarmayı düşündüm. Hem az olsun öz olsun değil mi!

Kendinize iyi bakın!
Blog yazmaya başlarken bana herhangi bir yerden ‘Buraya da yazar mısın?’ teklifi geleceğini hiç düşünmemiştim. Gerçi ben yazılarımın okunacağını  da düşünmüyordum. Neyse konumuz bu değil.

Bir hafta önce Blog sözlükte tanıştığım ve benimle röportaj yapan (okumak için tık) Yalçın arkadaşımız bana bir teklifle geldi. Kuracağı bir içerik sitesi için takım arkadaşları arayışındaymış ve benim uygun bir aday olduğumu düşünüyormuş. Bende çok mutlu oldum tabi ki. İlk önce ona yazabileceğim yazılardan bahsettim. Site üstündeki birkaç haftalık çalışmadan sonra işte buradayız!

                                                         








Hepinizin desteklerinizi bekliyoruz bizi sosyal medyadan desteklerinizi bekliyoruz Dünyalılar!

Merhaba dünyalılar. Yeni eğitim öğretim yılının ilk gününü atlatmış durumdayız. Umarım her biriniz gönlünüzdeki veya hakkınızda hayırlı olan bir okuldaki bölüme yerleşmişsinizdir.


Kiminiz memleketinden çok uzak bir yere gitti kiminiz ise günlük evine gidiş geliş yapıyor. Hepinizin ortak yanı heyecanlı olmanız. Yeni şeyler yapmaya, keşfetmeye heyecanlısınız. Çünkü şu an (lafım üniversite öğrencileri için) hepiniz 'kanunen' yetişkinsiniz.

Şimdi. Ağzımdaki baklayı çıkarayım artık. Burada bugün yazmak istediğim konu (başlıktan kiminiz anladı kiminiz anlamadı) sigara ve alkol konusu.


Bunu size kah şu an üniversite ikinci sınıf öğrencisi kahta okul hayatını sekiz ayrı şehirde tamamlamış bir abla olarak anlatacağım. Kulaklarınızı açıp dikkatli dinlemenizi tavsiye ederim.

Heveslemenizde bir sorun yok, bunu bilin. Biz insanız, merak ederiz, deneriz, yanılırız. Zaten atamızın yasak meyveye olan merakı yüzünden burada değil miyiz? 

Mesela ben kendimden bahsedeyim. Ben kullanmıyorum ve bu konuda kırmızı çizgim var. 'Neden?' diye soracak olursanız da seve seve yanıtlarım. Çünkü mantıklı değil. Ben mantığımla hareket eden bir insanım. Sigara ve alkolden alınacak o 'Zevk' duygusunu başka şekillerde yaşayabileceğimin kanaatindeyim. Mesela güzel bir film izleyerek ya da paramı biriktirip gastranomik yemekler tadarak. 


Bana göre mantıksız bir eylem çünkü kökende vücudumuza zarar vermekten başka ne işe yarıyor? 'Sosyal statü yükselttiğini' düşünen arkadaşlar varsa, lütfen, sağ üstteki çarpı işaretine tıklasınlar. 

Mesela sadece şaraba olan bir merakım var. Fakat bunun tadımını da (muhtemelen beğenmeyeceğim kendimi biliyorum) çok güvendiğim birinin yanında uzun zaman sonra gerçekleştireceğim ki istenmeyen sonuçlara yol açmasın. Çünkü şarabın ayrı bir tarihi, çeşitliliği beni cezbediyor.


Şimdi size gelelim. Nerede olursanız olun aradan bir tane 'Yaa kanka sigaradan bir dal alsana.' diyen bir arkadaşınız olacaktır. Denemek isterseniz denersiniz, sonra yüzde doksan devamı gelir, fakat sırf 'ya herkes içiyor bende içeyim.' diye düşünüp İÇMEYİN. Anneniz ne derdi? 'Arkadaşların kuyuya atlasa sende mi atlayacaksın?'

Bunu yaptığınız an bilin ki kişiliğinizden taviz veriyorsunuzdur. Kulağa acımasız geliyor değil mi? Evet öyle çünkü! Sizin yapmak istedikleriniz veya istemedikleriniz sizi oluşturan şeylerdir. Eğer sadece sevmediğiniz bir kahveyi bile sırf sıtarbaksta arkadaşlarınızla oturuyorsunuz diye içiyorsanız, yine aynı yere çıkar. Sevmediğiniz bir şeyi alıp tüketmeniz müsriflik değil de ne? 



Sonunda sadece çevrenizdekilerin başarısız bir yansıması olursunuz. Bunu fark etmek ya da ettiğinizde düzeltmek ise biraz sıkıntı oluyor. Çünkü insan bir süre sonra 'Ne istiyorum?' sorusuna cevap vermek için etrafına bakmaya başlıyor sürekli. 

Yani demek istediğim eğer 'Hayır.' iseniz 'HAYIR' olun. Bunu belirtmekten çekinmeyin. 'Beni dışlarlar mı?' diye düşünmeyin -ki dışlarlarsalar da bırakın gidin! İnanın dünyada yedi buçuk milyar insan var. 

Şimdi alkol konusuna gelince. Buna hani 'içmeyin. Sakın. Ehh kaka.' demiyorum. Vizeler, finaller biter kafayı dağıtmaya gidersiniz. Fakat benim tavsiyem eylemlerinizi kontrol altında tutabilecek kadar için. Yani tabiri caiz olmasa da götü başı dağıtmayın daha yeni tanıştığınız insanlarla beraberken. Hiç değilse eve veya yurda kendi başınıza dönebilecek kadar için.


İnsanların gerçek düşüncelerini öğrenmeniz sandığınızdan daha uzun ya da kısa vakit alabilir, bunu bilemezsiniz. Bu sebepten dolayı sırf birkaç bardak içki için kimsenin eline koz vermeyin.

Evet ailenizden uzaktasınız belki ama bu onların hiçbir şeyden haberleri olmayacağı anlamına gelmiyor. Eylemlerinizin sonuçlarını düşünün. Kendinizi veya ailenizi utandırıcı durumlara düşürmemeye çalışın bence. Üniversite 'çılgınlık' yapma yeri değildir, bunun böyle olduğunu savunan insanlar geçmişte yaptıklarından ve gençliklerinden pişmanlık duyan ama bunu itiraf edemeyecek kadar güçsüz olan insanlardır.
Kendinize iyi bakın dünyalılar.

Merhaba Dünyalılar! Öldürcü Gün #7 (meraklısına tık) yazımda bu sonbahar yeni sezonlarını beklediğim bazı animelerden bahsetmiştim. Onlardan bir tanesi de şu ana kadar en sevdiğim on animenin içinde olanlardan biriydi. Bu yazıda kaç sezon olduğundan tutun görsel efektlerine konunun gidişatına kadar olabildiğince aklımda olan her şeye değinmeye çalışacağım. 
O zaman pişirmeye başlayalım!


Anime orjinal adı: Shokugeki No Souma (Yemek Savaşları) 

Sezonlar: Şu ana kadar çıkmış iki sezonu var. Bu sonbahar üçüncü sezonu çıkacak
                Shokugeki no Souma (24 bölüm +2 Ova)
                Shokugeki no Souma: Ni no Sara (13 Bölüm)
                Shokugeki no Souma: San no Sara (Gelecek sezon çıkacak)

Manga Durumu: Mangası mevcut ve devam ediyor ve anime mangadan uyarlamadır.
                              Güncel bölüm sayısı 230 (devam etmekte)

             
Konusu: Yukihira Souma çocukluğundan beri babasının tek başına işlettiği restorantta ikinci şeflik yapmaktadır. Yıllarca Souma, müşterilerini daha iyi ağırlamak için yaratıcı, yetenekli ve cesur mutfak konseptleri geliştirdi. Kendi lokantalarının başına geçmek onun rüyasıydı.


Ancak babası aniden restoranlarda yemek pişirme becerilerini dünyadaki restoranlarda test etmeye karar verince, Souma'yı Tootsuki Mutfak Sanatları Akademisi'ne göndermeye karar verir. Bu okul, öğrencilerin sadece yüzde 10'unun mezun olduğu seçkin bir yemek okuludur. Kurum, öğrencileri yoğun, yüksek kaliteli yemek pişirmeleri ile  yüzleştiği "Şokugeki" veya "yemek savaşları" ile ünlüdür.

Souma ve yeni okul arkadaşları Tootsuki'nin aşırı yaşam biçimine alışmak için mücadele ederken bir taraftan da kendini geliştirmek zorundadır.


Karakterlerden ve hikayeden başlayalım. Hikayenin gidişatı kesinlikle sıkmıyor ya da boğmuyor. Tam sıkılacağınızı düşündüğünüz an bir yerden bir şey patlıyor ve yeniden animeye kitleniyorsunuz. 

Karakterlerin her birinin apayrı hikayesi ve yemek yapmak için amaçları var. Animede bu amaçların onları ne kadar güçlü hale getirdiğini çok rahat görebiliyorsunuz.



Fakat kesinlikle sıkmıyor. Yani her karakterin hikayesinden bahsediliyor olması insanı bunaltmıyor her nasılsa bunu da iyi bir dengeye oturtabilmişler. 

Hikaye kendine gerçekten bağlıyor. Çıkan tesadüfler 'Saçmalamışlar.' seviyesinde değil. Ben mangayı okuduğumdan dolayı animedeki neredeyse her davranışın bir sebebi olduğunu biliyorum. Bu üçüncü sezonun sonu gibi animede anlaşılır diye düşünüyorum. 


Anime hakkında (benim için) tek eksi anime türünün ecchi olması. Bu da çıplaklık içeriyor demek. Özellikle kadın organları aşırı derece abartılı çiziliyor. Yemeği tadanlar hayallerinde kıyafetleri falan yırtılıyor. Yani 'Ohaa böyleyse izlenmeeez' derecesinde bir şey yok fakat yine de uyarmak istedim.


Devam edecek olursak özellikle gastronomiye ilgisi olanlar kesinlikle izlemeli. İnanılmaz dercede genel kültür arttırıyor. Bir yemeğin yapılış aşamasından tutun sebzelerin yetiştikleri spesifik mevsimlere ülkelere özgü yemeklere ve yemek terimleri ile açıklamalarına kadar bir sürü bilgi veriliyor. 


Görsellik tek kelime ile kusursuz. Gerçi 21. yüzyılda yapılan animelerin genel olarak görsellikleri muazzam (teknolojiden dolayı) fakat size şöyle bir (bana göre itici) örnek göstermek istiyorum.


Bu 2017 yaz animelerinden 'Ballroom e youkoso' diye bir animeden bir alıntı. Karakterlerin boyunlara baktıkça gözlerim yanıyor. Bu Mangaka'nın (manga'yı çizen kişi) çizim şeklinden kaynaklanıyor ever ama gözümü yakıyor resmen. 


Birde şunlara bakın. ^.^  Hiç göze batıyor mu? Herneyse tek karakterler de değil. Yemeklerin o kadar özenli yapıyorlar ki 'Allah'ım beni atın buraya da azıcık tadayım.' diyorsunuz. Kesinlikle aç izlemeyin diyeceğim ama ben izleyince dahi acıkıyorum öyle bir anime.


Vallahi abartmıyorum. 

İşte bu kadar dünyalılar. Animeyi izlemek isteyenler Türkanime'den mangasını okumak isteyenler ise Serimanga.com'dan okuyabilirler. (Herhangi bir reklam içermez ben bu iki siteyi kullanıyorum) 

BONUS:

Animenin ikinci sezonunda olması gerekiyor. Hayama döner yapıyordu. AS BAYRAKLARI AS.Videoyu şuraya bırakıyorum.



Anime yazılarımı haftada yazabilirsem ikişer üçer tane olarak yazmayı düşünüyorum. Aşağı bir şeyler karalamayı unutmayın ve kendinize dikkat edin!

Blog Sözlükte yazılarını takip ettiğim bir arkadaşımla kısa bir röportaj yaptı. Özellikle kullanıcı ismimin neden 'yalnizamaozgur' olduğunu epey anlattım.



Temamı değiştireli epey oldu aslında Instagram'dan edindiğim bir arkadaşım sağolsun. Sürekli siyah tabanlı temalar kullanıyordum ama beyaz tabanlıyı daha çok beğendim. Blogumu okuyanlar da aynı düşüncedeler. 'Siyahtan içimiz kararıyor değiştir şunu Nuuur' diyen epey bir kişi  vardı.

Şu an tek sıkıntım blogum teması ile alakalı şu iki üç sorun var. (Mesela devamını gör yazısının ingilizce çıkması gibi) Ama en büyük sıkıntım bire bir  mobil uyumlu olmayışı temanın.  Yine de çok kafaya takmıyorum çünkü çok içime sindi. 


Herkes sonbahar geliyor diye mutlu. Kazaklar, kitaplar, yağmurlu günlerde uyumak dersin, kahveler dersin...
Tabi bende mutluyum. Ama bir sorun neden diye?
Animelerin yeni sezonları yıl içinde iki dönem yayınlanır. bu dönemler 'Yaz' ve 'Sonbahar'dır. Yani benim için sonbahar demek yeni animeler, sevdiğim animelerin yeni sezonları demek.

Himouto! Umaru-chan R


Daha önce Umaru-chan'ın tam bir depresyon kırıcı özelliğine sahip olduğunu söylemiştim. Cidden izlerken çok eğlendiğim bir animedir. (Ama o kadar çok izledim ki tüm bölümlerini ezberledim neredeyse) Ve yeni sezonu bu sonbahar geliyor. 

Shokugeki no Souma: San no Sara


Hala yazılacak bir 'Anime önerileri' yazım var. Ve bu yüzden aslında Shokugeki no Souma hakkında bir şeyler yazmak istemiyordum. Ama hani tüm zamanların en sevdiğim animelerden biri. 15 yaşındaki Yukihira evlerinin altındaki küçük restoranında çalışarak büyümüştür. Birden babası dünya çapında yemekler yapmak için evden ayrılınca Yukihira'yı da mezun oranı %10'dan daha az olan bir yemek okuluna yazdırır. Bu yemek okulunda her şey yaptığın yemektir ve bu yemekle ancak prestij kazanabiliyorsun. 

Gerçekten muazzam bir anime. 


Hele yemeklerin yapılış aşamaları, tasvirleri, görüntüleri o kadar muazzam ki acıkmamanız içten bile değil.


Bu bölümlerine izleye izleye doyamadığım animenin üçüncü sezonu yolda. Ne kadar heyecandan mangasını okusam ve takip ediyor olsam da (Bu gelecek anime bölümlerinde neler olacağını ezbere biliyorum demek)  dört gözle bekliyorum yeni sezonu.

Yemeğe Bakış Açınızını Tamamen Değiştirecek Bir Anime : Shokugeki No Souma Okumak için tık.
Son olarak bir duyurum olacak.


Instagram hesabımda (@yalnizamaozgurstudies) KAF4 çekilişi yapıyorum. Bu seneye ya da seneye üniversiteye giriş sınavına katılacaklar için güzel bir fırsat olabilir.


İşte böyle dünyalılar. Kendinize iyi bakın ve yorum olarak  bir şeyler karalamayı unutmayın!