Geçmişe Kısa Bir Dönüş




Asla kendimi başarılı görmedim.

Bir memur çocuğunun eğitim hayatı genelde bölük pörçüktür. (hayatı da tabii ki) Tam alışırken hoop şehir değiştir, hadi her şey sil baştan. Zordur. Her çocuk kaldıramaz da doğru söylemek gerekirse. En azından benim on yıla aşkın süredir gözlemlediğim şey bu. Kimi  kişiliğini kaybeder girdiği her ortamda farklı birine bürünür; kimi iki ilden sonra içine tamamen kapanır hiçbir şekilde insanlarla iletişim kuramaz; kimi taşındığını yeni bir yerde yaşamak zorunda olduğunu kabullenemez bunalıma girer. En azından bunlar benim gördüğüm örnekler.

Lise hayatım çok yorucuydu. Bizim zamanımızdaki sınav sistemi ortaokulun her senesinin sonunda girilen 'SBS' adı verilen üç sınavın ortalamasının alınmasından oluşuyordu. Puanımı şöyle tarif edeyim size mesela Adana'nın fen lisesinin 10-20 puan altında kalıyor ama Fen lisesinden sonra gelen bütün Anadolu liselerinin puanını tutuyor.

Tabii o zaman bizim Adana'ya geleceğimiz belli değildi. Ve babam doğuya gitmek zorundaydı bir yıllığına. Bizde haliyle babannemlerin kaldığı ilçede bir yıl kalmayı düşündük. (Aslında bu böyle değil. Ben size özetini anlattım. Babam, annem ve kardeşlerimi yanında istedi küçük bir çocuk gibi ve beni bir sene -evden doğru dürüst çıkmamış kızı- yapayalnız bilmediğim bir şehirde bıracaktı. Neden seni de götürmüyor diye bir soru oluşmuştur aklınızda onun cevabı benim gidebileceğim okul yoktu orada. Daha doğrusu beni yaşatmazlardı. ) Ve nitekim öyle de oldu. O sene bitince Adana'ya geldik. Yine dediğim gibi iyi Anadolu liselerini tutuyordu. Fakat babamın fen lisesi takıntısı yüzünden Adana'ya bir saat (servisle iki saat oluyordu) uzaklıktaki bir ilçenin fen lisesine nakil aldırıldım.
Böylece iki yıllık her gün kilometrelerce yol ve gereksiz insanların çenesini çektiğim kabusum başlamış oldu.

Uyanış: 06.00
Servis geliş: 6.30
Okuldan çıkış:16.00
Eve geliş: 18.00

Eve geldiğimde zaten hiçbir şey yapamadan sızıp kalıyordum. Oraya gidip geldiğimiz yetmezmiş gibi bir de Adana'nın dört bir ucuna öğrenci dağıtılıyordu.
Neyse ki son sene babam hayatında -benim gözümde ve benim için- yaptığı tek doğru hareketi yaptı da beni bir temel liseye aldırdı. Orada zaten sayısal sınıfı altı kişiydi. Ve okul birinciliği cepte oldu.
Sınav yılımda neler olduğunu bazen çok yazasım geliyor ama birilerinin bana üzülmesi canımı sıktığı için yazmayacağım sadece. Kötü geçtiğini bilin yeter.

Yine de başarılı değilim. Şu an alttan bir sürü dersim var son sınıfta çalışmadığım yüzünden kalan. Zaman zaman beni gerçekten tanıyanlar bunun benim suçum olmadığını ve kendime bu kadar yüklenmemem gerektiğini söylüyorlar. Ama inanasım gelmiyor açıkçası. Hep kafamda 'Daha iyisini yapabilirdim.' düşüncesi. Oysa ki ben geri dönülemez bir hata da yapmadım. Yaptığım benim nazarımda hata olan her şey telafi edilebilir durumda şu an. Gerçi bana kalsa telafi edilemeyen hata çok nadirdir. Zararın neresinden dönülse kardır.

Bir gün kendimi gerçekten başarılı hissedersem bunu ilk duyanlar sizler olacaksınız Dünyalılar. Ama şu an için kafamdaki 'Başarılı' tanımına çok uzağım.


Yorumlar

  1. Sen kendini başarılı göremediğin sürece başarılı olamayacaksın zaten canm. Ve şunu samimiyetle söylüyorum. Sen benim ilk yazını okuduğum andan beri zeki bir blogger dediğim birisin. Başarıyla zeka her zaman yanyana gitmeyebiliyor malesef. Ama elinden tutup kendine çekersen çok cok iyi yerlerde seni göreceğimize eminim ben. 😄 Sende kendine inan.

    YanıtlaSil
  2. Hayat işte. Rüzgârına katmış herkesi, genç yaşlı demeden savuruyor ama bazılarına sert esiyor.

    YanıtlaSil
  3. bi gün görcen ivit başarılı olduğunu kendi anladığın anlamdaaa :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Depresyonda Olan Birine Söylenmemesi Gereken 10 Şey

On Lirayı Yirmi Lira Olarak Kullanmak

Üniversite Sınavına Giriş Yazı Dizisi #1 Verimli Çalışmak ve Kendini Tanımak Üzerine Anekdotlar

İçine Kendinizi Atmak İsteyeceğiniz Bir Koli

Pek Çok Şeyin Kökeni