İlk yazı için:Üniversite Sınavına Giriş Yazı Dizisi #1 Verimli Çalışmak ve Kendini Tanımak Üzerine Anekdotlar
İkinci yazı için: Üniversite Sınavına Giriş Yazı Dizisi #2 Siz Ve Çevrenizdeki İnsanlar

Üçüncü ve final yazım olacak sanırım bu. İlk iki yazıyı da okuduysanız fark etmişsinizdir ben bir şeyi diretmiyorum. Sadece bu benim genel gözlemlerimi içeren yazılar. Buradan bire bir almak yerine -ki bire bir alabileceğiniz bir şey yok- her bir yazıyı dikkatlice okuyup kendinize pay çıkarmanız gerekiyor.

Üniversite sınavı eğitimi üstüne profesyonel bir eğitimim yok. Kaldı ki 'Şu zaman şuna çalışmalısınız.' gibi iddialarda da bulunmuyorum.

Bunları da demiş olayım da ne olur ne olmaz işte. Şimdi asıl konuya gelelim. Sınav bittikten sonra herkese iki ayrım gözükür. Bu 'Devam etmek' ve 'Yeniden denemek'tir.

Devam Etmek

Evet çabalarının karşılığını üç aşağı beş yukarı aldığını düşünenler ve sınava girmeden kendine bir hedef belirlemek isteyenler için yazının bu kısmı. Meslek seçiminden biraz konuşacağım. Fakat yine farklı çok fazla üstünde durulmayan ama kafaya takılan noktalardan bahsedeceğim.

Evet hepimizin hayalinde çeşitli meslekler var. Bu kazanç kısmı biraz size bağlı. Yani biri tıp okuyor diye mühendislik okuyandan kesinlikle az kazanacak diye bir şart yok. Mühendislik okuyan kendini ölümüne geliştirir, proje yapar şirket kurar ama tıp okuyan tus sınavını geçemeye bilir bile.

Bunların hepsi size ve hırsınıza, çabanıza, geleceğinizin nasıl olmasını istediğinize dair konular. Mühendislik okurken kendini geliştirmekle ilgili yazılarım ileride gelecek. Bu seriyi bitirdikten sonra asıl yazmayı dört gözle beklediğim 'Üniversite Sınavı Sonrası Görevimiz Mühendislik' serisini yazacağım inşallah. (gene antin kuntin bir başlık buldum iyiyim hani)


Neyse konuyu çok dağıttım yine. Hepsine ulaşma yolu farklı. Bu yüzden size bir adım ötesinden tüyolar vereceğim. Üniversitedeki bölümlerde gözlemlediğime göre kendinize sormanız gereken iki soru var.

'Matematiği seviyor muyum?'

'Ezberim kuvvetli mi?'

İlk sorudan başlayalım. Bu soru daha çok mühendislik gibi sayısal derslerin ölümcül derecede ağır olduğu, saç baş yoldurtan ileri dönemlerde döken bölümler için. Eğer ki matematik sevmeden mühendislik istiyorsanız işiniz gerçekten çok zor. Çünkü ileri matematik yani calculus dersleri her sene daha da ağırlaşarak ilerliyor. Bu da sizin kabuslarınızda sayılar görmenize neden olacaktır muhtemelen.


Bir de ek olarak mühendislik için önemli olan şeylerden biri de (bana göre) sosyal ilişkilerde iyi olmak ve kendi kendine öğrenmeye, geliştirmeye açık, hevesli olmaktır. Kimse size mühendislikte kolay kolay öğretmez pratiği alırsınız elinize breadboardı siz öğrenmeye çalışırsınız. Eğer böyle bir uğraşınız yoksa 'Sadece okulda öğrendiklerim yetsin yeaaa' gibi bir düşünce tarzında iseniz, mühendisliği kazanıp bitirdikten sonra orada buruda sözlüklerde yakınırsınız 'iş yok.' diye.


O yüzden size mühendisliğe adım atmamanızı öneririm. Sosyal ilişki konusuna gelirsek şimdi üniversitede ne yaparsan iş hayatında da onu biçiyorsun. (Evet bütün bu gözlemleri sadece birinci sınıfı bitirerek edindim. Harika değil miyim?) (yazan kendini övmeye çalışırken yerin dibine batıyor)

Yani eğer ki sen seminerden seminere gezersen, topluluklara katılıp bağlantılarını küçük yaşta sağlamlaştırırsan sen mezun olmadan -hatta kapı bile tıklamaya gerek kalmadan- seni çağırıyorlar zaten.

İkinci soru ise tıp, hukuk gibi kafam kadar kitaplar ezberlemek zorunda olduğumuz bölümler. Şimdi bana açıkçası biraz saçma geliyor (gerçi bu eğitim sisteminin neresi düzgün ki) fazla matematik fen neti yapan adamı tıp fakültesine gönderiyorlar. Eee orada ezber yapmak zorunda? Nolacak sayısal yeteneğe? E puf oldu gitti.


Belki de kaçırdığım bir nokta vardır emin değilim.

Bu sorunun devamında ise 'Çalışmayı seviyor muyum?' sorusu vardır. Daha geçen Instagram'da takip ettiğim sevimli tıp fakültesi öğrencisi canlı yayınında dedi ki 'Arkadaşlar ders çalışmayı sevmiyorsanız sakın tıp yazmayın. Çünkü kusana kadar ders çalışıyoruz.'


Ve tıp, diş gibi bölümlerin devamında yeniden ve yeniden (hukukta da vardı galiba emin değilim) sınava giriyor doktor adayları. Mühendislikte ise bu yoktur yani. Bir yere kapak atarsın veya kalkar kendi işletmeni kurarsın. Bu konuda bizim bölüm daha rahat ki ben hayatım boyunca ders çalışmayı kaldırabilecek düzeyde biri değilim zaten.


Yani seçtiğiniz meslek ve bölüm ile ilgili ileride başınıza neler geleceğini öğrenmeye çalışın ki arkadaşlar sonradan meslekten soğumayın.


Tabii ki her şey size kalmış ama size 'Neresi gelirse gideyim.' düşüncesinden kaçınmanızı öneririm. Çünkü her sabah okula söverek sayarak giden, 'Ben buraya ait değilim.' diyip ağlama krizlerine giren arkadaşlarım var. Bunlardan olmanızı gerçekten istemem.


Kaldı ki zaten isteksiz, bezmiş şekilde yapacaksınız her şeyi. Her şey azap gibi gelecek istediğiniz sevdiğiniz hatta belki de seviyenizin çok çok altında bir yer olduğu için. İnsanların hepsi size aptalmış gibi gelecek. Ha birde şöyle bir seçenek var  Bunlar hep yaşanmış hikayeler size ezberden bir şey gerçekten anlatmıyorum.

Ha şu var 'Ben her ortama uyum sağlayıp, parlayabilirim.' diyen tiplerindenseniz ve bir idealiniz yok ise kazanıp gitmek sizin için uygun bir seçenek olabilir. Diğer insanlardan daha çok çabalarsınız ki zaten oraya fazla olduğunuzdan az bir çaba yeterli olacaktır başarılı olmanız için. Daha önce demiştim 'Üniversitede ne ekerseniz iş hayatınızda onu biçiyorsunuz.' diye. Gösterdiğiniz çabalar meyvesini verecektir. Herkesin 'Bu bölümden asla iş bulunmaz.' denilen yerden mezun olurken sizin işiniz hazır olacaktır.


Ama dediğim gibi bir ideali olan insanlar için son anlattığım biraz sıkıntılı bir seçenek.

Yeniden Denemek

Baştan uyarayım 'Okurken girerim sınava.' düşüncesi ise ancak ve ancak çok çok hırslıysanız olabilir. Ki puan kesintisi de yapılıyor bildiğiniz gibi. Bunun üstüne kendi sınıf arkadaşlarını dışarıda gezerken inanın siz evde veya yurtta kalıp ders çalışmak istemeyeceksiniz.


Tamam bunu anlattığıma göre devam edebilirim. İlki her şeyden önce mezuna kalmaya karar verdiyseniz yapmanız gereken ilk şey iyi bir tatil yapmak olacaktır. Çünkü her ne olursa olsun bir sene boyunca sonu gelmeyen baskılara katlandınız, ölçülemeyecek derecede strese maruz kaldınız. Sağlıklı bir şekilde yeniden denemek için zannımca ilk önce kafanızı tamamen boşaltmanız ve yeniden doldurmaya hazır şekle getirmeniz gereklidir.


Şöyle bir seçenek daha var. Mesela 'Ben tatilde sürekli gelecek yıl ne yapacağımı düşünürüm, kafamı boşaltamam.' diyenlerdenseniz eğer ilk önce minik, a5 boyutlarında bir defter almanızı öneririm. Bu deftere geçen bir yıl içinde ilk önce yaptığınız hataları daha sonra bu hataların sonuçlarını, ikinci olarak yaptığınız mantıklı şeyleri ve sonuçlarını, son olarak ise gelecek sene yapmak istediklerinizi ve bunların olası sonuçlarını yazın. Eğer bütün yanlışlarınızı ve doğrularınızı gözünüzün önüne koyarsanız durmadan düşünmenizin biraz olsun duracağını düşünüyorum.


İkinci olarak ise geçen sene beğendiğiniz kaynakları, size uygun olan çalışma şekillerini yazmanız işinizi gerçekten kolaylaştıracaktır. Ne demişler 'Akılda değil satırda kalır.' Son olarak ise denemek veya araştırmak istediğiniz kaynakları, öğretmenleri araştırıp eksileriyle ve artılarıyla not ettikten sonra sonuca ulaşabilirsiniz.


Sonuç olarak bunları yaptıktan sonra daha rahat bir nefes alabileceğinizi düşünüyorum.

Gelelim çevre faktörüne. Mezuna kalmak için kulaklarınıza ses geçirmeyen strafor tıkamanızı ve onları yıl sonuna kadar çıkartmamanızı öneririm. Bir önceki sene uygulanan baskının iki katına belki üç katına hazır olun!


Fazla mı abarttığımı düşünüyorsunuz? Mezuna kalanlara sorun bana inanmıyorsanız dünyalılar. Evet ben mezuna kalmadım ama inanın çok güzel şekilde gözlemledim onları.

Daha önceki yazımda belirttiğim gibi eğer aileniz 'Destekçi' ailelerden biriyseniz sırtınız yere gelmez. Kendileri size yüklenmeyecekleri gibi akrabalardan, komşulardan gelecek şiddetli saldırılara karşı kalkan görevi göreceklerdir. Kendi kendinize stres yaptığınızı, kendinize baskı uyguladığınızı anladıkları zaman sizi kah mini bir tatile götürecek kah dışarı çıkarıp bir nefes almanızı sağlayacaklardır.


Fakat herkes bu kadar şanslı gelmiyor dünyaya.

Daha 'Tekrar deneceğim.' dediğiniz anda kulağınıza 'Haaah çok güzell.' gibi bir laf geldiyse etrafınıza titanyumdan bir kalıp yaptırın dünyalılar. Böylece gelecek her türlü saldırıya karşı kendinizi koruyabilirsiniz.


Şaka bir yana hiçbirimizin çelik gibi sinirlere yada yıkılmaz bir psikolojiye sahip olmasına imkan yok. Canınızdan bezdirecekler sizi. Aile, akraba, komşu, arkadaş... Hepsi. Her akraba ziyaretine gidişinizde 'Ee Dülayın gızı da dıp fagültesini gazanmış.' gibi saçma sapan size alttan alttan laf sokmalara, biraz büyük akrabalarınıza giderseniz -ve eğer kadınsanız- 'Eee napacan okuyup, madem ilkinde olmadı verin kocaya gitsin.' gibi dahiyane (!) fikirlere, olur da önceki sene üniversite kazanmış arkadaşlarınızla dışarı çıkarsanız 'Yaa kızıım senin için çok kolaaayy, bizi vizeler finaller varya öldüroyooo.' gibi motive edici sözlere (!) bolca maruz kalacaksınız.


(bu fikirlerin sahiplerine yapmak istediğim)

Kendinize karşı tek motivasyon kaynağınız yine kendinizsiniz dünyalılar. Siz kendi geleceğinizi kurtarmakla yükümlüsünüz. Eğer ki böyle mükemmel (!) düşünceleri hayatınızın sonuna kadar dinlemek istemiyorsanız çalışın. Kan kusana kadar çalışın. Beyniniz patlayana kadar çalışın. Çünkü eğer bir sene katlanmaz, bir şeylerden feragat etmezseniz (mesela akıl sağlığınız ehehe) ömrünüzün geri kalan her saniyesinde en başta kendinize olmak üzere sizi o hale getiren herkese lanet ederken bulacaksınız benliğinizi.


Bu yüzden sevgili dostlar unutmayın sizi yine siz kurtaracaksınız.

Ama bütün bunlara ve daha kötülerine kendinizi hazırlayın, en azından deneyin. 


(Gaza gelenler parmak kaldırabilir mii?)

Benden bu kadar dünyalılar. Tercihlerden sonra üniversite sınavı sonrası: Görevimiz Mühendislik serisine başlayacağım inşallah. Yakın zamanda anime yazısı yazacağım ama bu tavsiyeden ziyade izlediğim animelerden olacak. Tabii ki beğenip beğenmediğimi yazacağım ki buna göre siz daha rahat karar verebilesiniz.


Herneyse. Lütfen yorum olarak bir şeyler karalamayı unutmayın! Ve aklınızda hala bazı sorular varsa bana Instagram'dan ulaşabiliriniz. Ama baştan söyleyeyim 'Nereye çalışmalıyım, ders programı nasıl yapmalıyım?' gibi soruları cevaplayamam çünkü ben bu konu üstüne eğitim almadım. Sadece size görünmeyen kısmından (gelecekten haber veriyorum gelecekten ahahha) bahsedebiliyorum.



Kendinize dikkat edin dünyalılar!

Tekrardan merhabalar dünyalılar!

Bu aralar burada o kadar sesim çıkmıyordu sadece üniversiteye giriş yazı dizilerine odaklanmış durumdayım çünkü. Onları aradan çıkarmak beni bayağı rahatlatacak. Çünkü bu blogu açarken aklımda olan sabit üç beş yazı vardı. Onları yazıp kenara koyarsam hem kafamdaki düşünceler rahatlar hem de İnstagram'da sürekli gelen birkaç soruyu durmadan sayfalarca yazmak yerine buraya yönlendirebilme imkanı çıkar bana.


                                       
Sonunda sevgili deeptone'un bana önerdiği ingilizce kaynaklarını alabildim. Ve tabi yanında bir sürü renkli kalem ile. Size senenin başında bahsettiğim eksiklerimi tamamlama ile ilgili çalışmalara başladım.

                                            

Onun haricinde orada buradayım işte. Daha çok instagram'da. Orada çok ponçik minik bir ülkem var. Hepsi birbirinden şirin insanlar. Aslında yeniden ve yeniden anladım ki hiçbirimiz yalnız değiliz. Sadece düşüncelerimizin başka biri tarafından seslendirilmesine ihtiyacımız var. Ve bu seslendiren kişi ben oluyorum. Hem güzel hem riskli iş kitle edinmek aslında.


Neyse çok boş konuşuyormuşum gibi hissediyorum bu aralar şuraya birkaç tane film önerisi bırakayım da gideyim. Bu arada yeni anime önerisi yazımı yazacağım. Seviyorum abi napayım.


The Intern/ Stajer 

Tür Komedi


Başarılı bir şirketin sahibi olan Jules Ostin, çalışanlarından birinin tavsiyesiyle yeni bir stajyer programı başlatır. Biraz yaşını almış insanlara yönelik olan bu deneysel programa ilk başlayan kişi ise 70 yaşındaki Ben Whittaker olur. Şirketin genç kadrosunun yaş ortalamasını bir hayli yükselten Whittaker ile yanında çalıştığı Ostin arasında zamanla iş ilişkisi sağlam bir dostluğa dönüşecektir.

Kaynak: Beyazperde


Barış Özcan'ın videolarını keşfettiğim an yaptığım iki şey oldu. Bir bu filmi izlemek iki Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? kitabını almak. Zaten kitabı o zaman yeni bitirdiğim Psyco Pass adlı animede de rast gelmiştim. (Arkadaş soundtrack mozart çalıyordu o kadar harika bir animeydi) İkinci kez önüme gelince okumak farz olmuştu.

                                


Neyse konuyu çok dağıttım. Bu Ben telefon rehberi şirketinden emekli olmuş biri. Fakat emeklilik hayatı onu çok sıkıyor. Dünyayı gezmesine, yoga yapmasına ve çeşitli diller öğrenmesine rağmen. O sıralarda bir ilana rast geliyor. Ve başvuruyor. Şirket o dönem yeni olan bir kıyafet satış sitesi. Bizim trendyol benzeri bir şey yani.


                                  




Bu şirketin Ceo'su Jules (Anne Hathaway'e bayılıyorum çok şirin bence.) geldiği noktaya tırnakları ile kazarak gelmiş biri. Ceo'luk konusunda çok deneyimi yok ama muhteşem bir şirket yönetme tekniği var. Barış Özcan'da bundan bahsediyordu zaten.


                                


Jules'in hiç beklemediği anda hayatı çatırdar ve değer verdiği her şey, şirketi, eşi ellerinden kaymak üzeredir. İnanılmaz şekilde bunların hepsini toplayan, başlarda kendisinden Jules'in umudu olmayan ve önemsiz işlere verdiği Ben olur.


(ÇOK GÜZEL KONU ANLATMADIM MI BİR DAKİKA KENDİMLE GURUR DUYUP GELEYİM)


                                  

John Wick

Tür Aksiyon, Gerilim
John Wick, emekliye ayrılmış bir tetikçidir. Emekliliğinin tadını çıkarırken karısının yakalandığı amansız hastalıkla hayatı altüst olur. Karısından kendisine kalan en değerli varlığı ve can yoldaşı köpeğidir. Ancak evine dalan üç gangster onu da öldürür. Gansterlerden biri, mafya babası Viggo Tasarov'un oğlu Josef Tasarov'dur ve John'un daha önce birlikte çalıştığı bir adamdır. Artık kaybedecek hiçbir şeyi de kalmayan John Wick'in tek istediği intikamdır ve New York sokaklarında düşmanlarıyla nefes kesen bir kovalamacanın içine girer.


Kaynak: Beyazperde




Aksiyon severler koşun anam. Dıkşın Dıkşın dıkşın ya. Filmin özeti bu evet.
  



Bu da eleştirisi. Gençler uyarayım biraz küfürlü ama bu kanala, Taha abiye bayılıyorum ki kendisiyle tanışma fırsatım da oldu. (Ama cidden çok komik)

Etkilendiğim yer seri katiller arasında olan sistem. Gerçekten harikaydı. 


Son olarak bu mükemmeli de buraya bırakıyorum.

Azınlık Raporu

Tür Bilimkurgu


Dedektif John Anderton, psişik güçlere sahip kahinler ve bazı teknolojik aygıtlar sayesinde cinayetleri daha işlenmeden önce fark edip suçluları yakalayan özel bir polis biriminin başındadır. Anderton’ın kusursuz işlediğine inandığı sistem, birdenbire tersine döner. Anderton’ın şefi olduğu birim, cinayet suçlamasıyla onun peşine düşer. Avcı artık av olmuştur... Şimdiye kadar kölesi olduğu sistem artık John'un başının belası haline gelmiştir.






Bu filmi izleyeli bayağı oldu ama hala favorilerim arasındadır. Sanırım bu gelecek konulu filmleri seviyorum. 



Harika bir film. İzleyin izlettirin.


Görüşürüz dünyalılar.
Üniversite Sınavına Giriş Yazı Dizisi#1 Verimli çalışmak ile ilgili anekdotlara buradan ulaşabilirsiniz.

 Daha önceki yazımda da söylemiş olmalıyım buraya herkesin yazdıklarını yazmamaya çalışıyorum.  O yüzden kaçıncı sınıfta sınava çalışmaya başlamanız gibi bilgilere internetten herhangi bir rehberlik sayfasından ulaşabileceğinizi bildiğim için onları da atlıyorum.

İş sadece çalışmak, hedef belirlemek ve o hedefe ulaşmak olsaydı eğer inanın bu ülkedeki başarı seviyesi bambaşka bir halde olurdu. Fakat sadece bununla kalmıyor tabi. Kişiden kişiye değişebilen bir sürü cephede savaşmak zorunda kalıyoruz.


 Bazı okullar, öğretmenler anlayışsız oluyor ve öğrencilere yardımcı olmak yerine zorlayabildikleri kadar zorluyorlar. Bazen bizim en büyük destekçimiz olarak lanse edilen ailemiz destek olmak yerine tamamen köstek oluyorlar. Kiminin ise ailesi iyi olsa bile akrabalardan şanssız oluyor, onların psikolojik saldırılarına maruz kalıyor. Gittiğimiz dershanenin gazabına uğraya biliyoruz ve daha binlerce olay.


 (Daha önceki yazılarımdan biri olan 'El Alem Ne Der?' den bir alıntı.)

Aile.
Sınav senemizin en önemli etkenlerinden biri. Aslında hayatımızın ama bu kadar derin bahsetmeyeceğim burada. Aileniz size gerçekten inanıyor, destek oluyor ve size güveniyorsa yaşadınız. Çünkü bu  olabilecek en iyi senaryodan biridir.

Fakat. Her seferinde sizin motivasyonunuzu düşüren, zaten ağır bir yükünüz varken daha da yüklenmeye çalışan tiplerdense yakın sigaraları.


Şaka yaptım tamam zor bir durum ama sigara falan güzel şeyler değil. Evet bende ikinci gruptaydım. Ne kadar kişisel hayatımdan bahsetmek istemesem de şunu söyleyebilirim ki bizi ailedeki psikolojik şiddet o kadar kötüydü ki ben ders çalışmaktan, masaya oturmaktan temelli nefret ettim.


 (Daha önceki yazılarımdan biri olan 'Pek çok şeyin kökenin'den bir alıntı.)

Sizde benim gibi ikinci grupta olabilirsiniz. Mezun iseniz misal 'Geçen sene de kazamadın ne halt olacak senden?' gibisinden konuşmalara daha çok maruz kalırsınız. İlk seneniz olsa bile çalışma yönteminizden tutun aldığınız kalemlere, defterlerle, kafanızı arada dağıtmak için okuduğunuz kitaplara kadar her şeye laf edebilirler.


'O kadar senin için boşuna para harcıyoruz.'

'Ne olacak bu kadar kırtasiye eşyası? Anca israfsın!'

'Hı sen kitabını okumaya devam et, o kitaptan çıkacak zaten sorular.'

Ailenin eğitimli veya eğitimsiz olması fark etmiyor.  Hatta bazen ilkokul mezunu olan aileler çocuklarına beyaz yakalı evebeynlerin güvendiğinden çok daha fazla güvenip, destek olabiliyor.

Çünkü her şey kendini geliştirmekte ve evladını sevmekte bitiyor.

Size bunun ile ilgili 'PES ETME PES ETME' gibi salak salak şeyler söylemeyeceğim çünkü o çok bilmiş studyblogger gurühundan  fazlasıyla duyuyorsunuzdur bunları. Bir işe yaramıyor. Size diyeceğim şu ki kazanamazsanız, istemediğiniz yere giderseniz ya da o aile ile mezuna kalırsanız o konuşmalar çok daha kötüleşecek. O kadar baskının altında daha da ezilecek, dümdüz olacaksınız.


Bu yüzden alternatif bir çözümünüz (bir akrabanın yanında çalışmak gibi) canınızı dişinize takın, kan kusana kadar devam edin. Sizi siz kurtaracaksınız yine. Başkasının sizi anlamasını beklemeyin çünkü inanın birinin bu durumu anlaması için ya aynı şeyi yaşamış olması gerekiyor ya da bakış açısının bayağı geniş olması. Aksi taktirde büyüklerimizin bile diyeceği şey 'Ya olmz öyle şiy ailen tibiki sini siviyir.'



Sürüneceksiniz. Kan kusacaksınız. Gecelerce ağlayacaksınız. Psikolojiniz alt üst olacak. Ama yine de oradan çıkmak zorundasınız. Kendi hayatınızı kendiniz kuracaksınız bunu biliyorsunuz.

Arkadaş meselesine gelmeden önce akrabalar ve komşulardan bahsedeceğim. Özellikle her şeyi çok bilen teyzelerden. Lütfen genç dünyalılar onlar uzak durunuz. Türleri arasında en tehlikelileridir.



Ve özellikle kadınsanız ve size 'Ya kadınlar dizini kırıp kocasına...' diye bir cümleye başladığı an cevap vermekten korkmayın! Saygı çerçevesini aşmadan cevabını verin. Biliyorum siz o teyzeleri susturabilecek kapasitede insanlarsınız. Şimdi demez iseniz, düşüncenizi belirtmeyi öğrenmeye başlamazsanız ileride bu sizin için problem olur. Anneniz 'Cevap verme büyüklerine.' dediği an 'ben bir bireyim ve benim düşüncelerim var. Üstüne bu benim hayatım kimsenin karışma hakkı yok.' diyin.


Çünkü susarsanız sindirirler sizi. Bunu da birinci elden deneyimledim çünkü. Özellikle tutucu büyükler beni sevmez etrafımda benle konuşmaktan kaçınır, çünkü zamanında onlara öyle laflar söyledim ki tekrar cevap verecek yüzleri yok.


Dikkat etmeniz gereken nokta terbiyesizlikten kaçınmanız. Hangi laflar saygı çerçevesi içinde bunu öğrenmeniz. Siz etrafınızdaki insanlara kendinizin bir birey olduğunu olduğunu kabul ettirmez iseniz ne anneniz ne babanız sizi ezmekten çekinir. Benim neredeyse 8 senemi aldı. Ama bilin bakalım kim savaştan galip çıktı? (Kenara not alayım da bununla ilgili bir yazı da yazayım daha sonra)

Uzun lafın kısası iki seçeneğiniz var ya o insanlarla diyalog kurmaktan kaçının ya da kendi düşüncelerinizi belirtin.


Okuldaki problemler için bir genelleme yapamayacağım çünkü hepinizin okulları, öğretmenleri ve imkanları farklı. Ne yazsam yanlış olabilir yani.

Son konu olarak arkadaşlık ilişkilerinden bahsedeceğim. (Hah geldik dananın kuyruğunun koptuğu yereee)

Şimdi sizin kuzu sandıklarınız yılana, yılan sandıklarınız kuzuya dönüşebilir.

Çünkü insanların gerçekten kafasının içinden ne geçtiğini bilemiyorsunuz. Ve o sene kontrol dışı kalıp savruluyor düşünceler. Hal böyle olunca ihanetlerin ardı arkası kesilmiyor.


Sizi dersten alıkoymak isteyen de olacaktır, ders çalıştırmak isteyen de. Önceliklerinize karar verin. İnanın ki arkadaş her yerde bulunuyor. Yalnız kalmaktan korkmayın çünkü kalmayacaksınız emin olun buna. Şu dünyada en çok olan şeylerden birincisi ot ikincisi insan zaten. Biri gider biri gelir. Ki herkes dağılacak kimi kazanmayacak, mezuna kalacak kimi uzak bir şehre gidecek. 'Biz aynı yeri kazanacağızzz.' düşüncesini kafanızdan atmanızı öneririm. Kazansanız bile o lise arkadaşları üniversitede tuhaf bir şey oluyorlar.


Ne demek istediğimi yaşayıp anlarsınız.

Uzun lafın kısası bu sizin geleceğiniz unutmayın! Geleceğinize mani olunmasına izin vermeyin. Hayat bir kere yaşanıyor sonuçta. Bu yüzden isteklerinizi hedeflerinizi iyi belirlemenizi öneririm.

Yazı ile ilgili düşüncelerinizi yorum olarak bırakmayı unutmayın. Bu arada instagram hesabımda bayağı eğleniyorum oraya da beklerim.